Ne gidişine küstüm
ne de kalamayışına—
insan bazen en çok,
anlayabildiği şeylere susar.
Ben sustum.
Geceleri adını andım yine,
ama eskisi gibi değil;
daha yavaş,
daha derinden,
sanki her hece
içimde bir yere değip kırılacakmış gibi.
Uykularımdan eksildin,
geceler çoğaldı.
Bir yastık bile bazen
iki kişilik sessizlik taşırmış,
onu öğrendim.
Gülüşlerimden de azaldın—
öyle fark edilir bir şey değil bu;
ama aynalar,
insanın saklayamadığı yerleri bilir.
Sana sitem etmedim.
Çünkü bazı sevgiler
hesap tutmaz,
ve bazı ayrılıklar
kimseyi suçlu çıkarmaz.
Her sabah yeniden başladım hayata,
alışkanlıkla,
biraz da inatla.
Ama içimde hep
senin gittiğin saat kaldı;
zamandan kopmuş bir an gibi.
Bir rüzgâr esse uzaklardan,
adı sensin.
Bir şarkı yarım kalsa,
hikâyesi biz.
O anlarda gözlerimi kapatırım—
ve eksikliğini değil,
boşluğunu severim.
Çünkü senin bıraktığın yer
öyle herkesin dolduracağı bir yer değil;
ne dokunulur tam,
ne vazgeçilir.
Bazı boşluklar vardır,
insanı tamamlamaz
ama tanımlar.
Günün sonunda
yine sana çıkar içimden geçen her yol.
Ve ben,
hiç değişmeyen bir cümle gibi
seni sevmeye devam ederim.
Azalmadan,
eksilmeden,
karşılık beklemeden.
Sen mutlu olduğun sürece
benim ne hissettiğimin
bir önemi yok.
Yeter ki gül.
Çünkü sen gülünce
ben,
kendi karanlığıma bile
ışık diyebiliyorum.
…
Bu yazıyı, bir ayrılığın ardından kalan sessizliği ve içimde devam eden sevgiyi anlatmak için yazdım. Ne bir sitem, ne bir suçlama… sadece kabullenilmiş bir yokluğun içinde büyüyen duygular var. Bazen insan, birini kaybetse bile içindeki sevgiyi kaybetmiyor sadece şekli değişiyor Bu metin, eksilmeyen bir hissin, karşılık beklemeden de var olabilen bir sevginin ve içimde kalan bir sen”in hikâyesidir.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!