Ben, nesli tükenmiş zamanların
gezgin ruhuyum…
Aşkımı, sadece seni arıyorum.
Şehre akşam çöküyor,
evlerden tatlı, neşeli şarkılar süzülüyor
ama ben yorgunum, içim seninle dolu…
Yağmur ince ince çiseliyor,
damlalar pencere camında dans ediyor,
ve içime, sensizliğin sessizliği doluyor.
Dağınık masamın başında
kurmuşum kendi çilingir soframı,
ama ruhum dışarı çıkmak istiyor,
seninle yürümek, elini tutmak istiyor.
Sokaklar sessiz, gölgeler tedirgin…
Herkes eğleniyor, ama ben sensizim.
Garip duygular içimi sarıyor,
sırılsıklam olmuş umutlarım
bitmiş aşkların hüzünlü sokağında
sana doğru yol alıyor…
Bu gece,
içimdeki en güzel şey sensin.
Köprülerin altından akan nehirler gibi
sessizce süzülüyorsun yüreğime,
yavaşça, derinden, bana doğru…
Saat yaklaşıyor 12’ye,
ve ben seni daha çok düşünüyorum,
yağmur damlalarıyla karışan
bu sessiz gecede…
Belki de sulu bir kar yağıyor,
ama ruhum seni arıyor,
sana dokunmak, seni hissetmek için…
Gel, sevgilim.
Gel ki ellerimiz birleşsin,
gözlerimiz konuşsun,
sessizlik bile aşkımızı anlatsın.
Gel, ki gecenin yağmuru bile
sana dokunan ellerim kadar sıcak olsun.
…
Bu yazıyı, içimde taşıdığım özlemi ve sevginin en yoğun hâlini anlatmak için yazdım. Bazen insanın etrafı kalabalık olsa bile, kalbi tek bir kişiye ait bir boşlukta kalabiliyor. Bu metin, yalnızlığın içinde bile süren bir sevdayı, yağmurla karışan düşünceleri ve kalpten gelen bir çağrıyı ifade ediyor. Okuyan herkesin, kendi içinde benzer bir duyguya dokunabileceğini düşünüyorum.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!