Birinin seni düşündüğünü bilmek…görünmeyen bir ateş gibi düşer içine.
Adını koyamazsın,
ama üşüyen bir yerin ısınır usulca.
Ve bir ses, çok derinden fısıldar.
yalnız değilsin.
Sevgi… görünmeyeni görünür kılar,
bir kalbin kapısını
başka bir kalbin eşiğine bırakır.
Uzak dediğin ne varsa,
anlamını orada bulur.
Saygı… sessiz bir omurga gibi taşır her şeyi. Sevginin yönünü çizer,
onu savrulmaktan alıkoyar.
Güven… toprağın altındaki kök gibi.
Görünmez, ama onsuz hiçbir şey tutunamaz hayata. En güzel hisler bile
eksik kalır, yarım kalır.
Ve insan… üç duygunun arasında büyür,
üç duygunun içinde değişir,
bazen de en çok orada iyileşir.
Sonra anlar. akıl ve duygu iki ayrı yol değildir.
Sadece aynı dili unutmuş
iki eski dosttur.
Biri “git” diye seslenir,
diğeri “kal” diye direnir…
ve insan, tam o arada
kendine rastlar.
Belki de mesele
sessizliği bozmak değil,
o iç çatışmayı duymaktır.
Çünkü duygular
susturulmak için değil,
yaşanmak ve anlaşılmak için vardır.
Ve en sonunda şunu öğrenirsin.
Ya hissedersin, ya kaçarsın.
Ortası yoktur.
…
Bu yazıda, birinin seni düşündüğünü bilmenin bile insanda nasıl görünmez ama güçlü bir etki bıraktığını anlatmak istedim. Sevgi, saygı ve güvenin bir araya geldiğinde insanı nasıl dönüştürdüğünü ve iç dünyada nasıl bir denge kurduğunu ifade ediyorum. Benim için bu metin, duyguların bastırılmak için değil, anlaşılmak ve yaşanmak için var olduğunu hatırlatan bir iç ses.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!